Barış Vakfı'ndan TBMM'ye çağrı: Yeni yasama yılı barışa açılan kapı olmalı Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) yönelik yayımlanan yazılı açıklamada, yeni yasama yılının toplumsal barışın inşası açısından tarihi bir imkân sunduğu belirtilerek Kürt meselesinin çözümü, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve eşit yurttaşlığın sağlanması için kapsamlı yasal ile anayasal düzenlemelerin yapılması çağrısında bulunuldu.
Barış Vakfı Yönetimi tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'nin yeni çözüm sürecinin ikinci yılının arifesinde tarihi bir eşikte yer aldığı kaydedildi.
Yıllardır süren Kürt sorunundan kaynaklı çatışma, acı ve toplumsal ayrışmaların ardından bugün yeni bir imkânın doğduğu ifade edilen açıklamada; silahların ve şiddetin siyasal ile toplumsal yaşamdan çıkarılması, Kürt sorununun çözülmesi ve barışın inşa edilmesi gibi imkânların değerlendirilmesinin doğrudan Meclis'in üstleneceği tarihsel sorumluluğa bağlı olduğu vurgulandı.
TBMM'nin yeni çözüm sürecinde bugüne kadar iki önemli görevi yerine getirdiği aktarılan açıklamada, Meclis bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmaya başladığı hatırlatıldı.
Komisyonun 21 toplantıda 137 kurum, kuruluş ve kişinin görüş ile önerilerine başvurduğu, farklı siyasal ve toplumsal kesimleri dinleyerek kapsamlı bir çalışma yürüttüğü ve geniş bir mutabakatla rapor hazırladığı dile getirildi. Açıklamada, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un ise 10 Ağustos 2026 tarihinde 467 milletvekilinin oyuyla kabul edildiği belirtilerek, bundan sonraki temel meselenin bu yasanın uygulanması ve raporda belirtilen sorunun kök nedenlerinin çözüme kavuşturulması olduğu vurgulandı.
Açıklamada, TBMM'nin 28. dönem 4. yasama yılını barış yılı ilan etmesi gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Kürt meselesinin kök nedenlerinin ortadan kaldırılması; demokratik siyasetin güçlendirilmesi; temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması; eşit yurttaşlığın hayata geçirilmesi; farklı kimliklerin, dillerin, kültürlerin ve inançların demokratik yaşam içerisinde kendilerini özgürce ifade edebilmesi için kapsamlı yasal ve anayasal düzenlemelere ihtiyaç var."
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda yapılması gerekenlere dair güçlü ve net belirlemelerin yer aldığı ifade edilirken; önümüzdeki bir yıllık süreçte Meclis'in yasama faaliyetlerinin merkezine demokratik çözüm, toplumsal barış, eşit yurttaşlık, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi ile demokratik siyasetin güvence altına alınmasının konulması gerektiği kaydedildi.
TBMM tarafından kabul edilen "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"un gereği olarak bir İzleme Komisyonu'nun kurulması gerektiği vurgulanan açıklamada, komisyonun daha önce örnekleri görülen istisna komisyonlar gibi tasarlanması, sivil toplum kurumlarının temsilcileri ile uzman akademisyenlerin sürece dâhil edilmesi istendi. Ayrıca 2027 yılı genel bütçesinin barış sürecinin gerekliliklerine uygun olarak hazırlanması gerektiği ifade edildi.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun Genel Kurul gündemine alınması gerektiği aktarılan açıklamada, komisyon çalışmaları sırasında dinlenen kurum, kuruluş ve kişilerin görüş ile önerilerinin dikkate alınarak bütün yönleriyle değerlendirilmesi ve bu kapsamda bir yasama yılı takviminin oluşturulması çağrısı yapıldı.
Raporun 6. ve 7. maddelerinin gereklerinin yerine getirilmesi için hızla inisiyatif geliştirilmesi gerektiği vurgulanarak, çözüm sürecinin bütünlüklü yol haritasının mümkün olduğunca en geniş siyasal ve toplumsal katılımla TBMM'de hazırlanmasının önemi dile getirildi.
Barış kavramının tanımına yer verilen açıklamada, barışın insanların kendisini güvende hissetmesi, düşüncesini özgürce ifade edebilmesi, siyasal yaşama eşit koşullarda katılabilmesi ve kimliği, dili, kültürü, inancı ya da düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadan yaşayabilmesi olduğu belirtildi.
Çatışmadan beslenen siyasal ve kültürel dilin toplumun farklı kesimleri arasındaki kutuplaşmayı ve nefret kültürünü büyüttüğü ifade edilerek, çatışma dilinin yerini barış dilinin, dışlamanın yerini kapsayıcılığın, inkârın yerini demokratik tanımanın, dayatmanın yerini ise müzakerenin alması gerektiği kaydedildi.
Türkiye'nin kalıcı barışa ihtiyaç duyduğu vurgulanan açıklamanın son bölümünde, her insanın doğuştan gelen, vazgeçilemez, insani ve evrensel temel haklarının tanınması gerektiği belirtilerek TBMM'nin yeni yasama yılında kalıcı barışın inşası için gerekli yasal düzenlemeleri yapması ve kamusal sorumluluğunu yerine getirmesi çağrısında bulunuldu.
Barış Vakfı Yönetimi tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'nin yeni çözüm sürecinin ikinci yılının arifesinde tarihi bir eşikte yer aldığı kaydedildi.
Yıllardır süren Kürt sorunundan kaynaklı çatışma, acı ve toplumsal ayrışmaların ardından bugün yeni bir imkânın doğduğu ifade edilen açıklamada; silahların ve şiddetin siyasal ile toplumsal yaşamdan çıkarılması, Kürt sorununun çözülmesi ve barışın inşa edilmesi gibi imkânların değerlendirilmesinin doğrudan Meclis'in üstleneceği tarihsel sorumluluğa bağlı olduğu vurgulandı.
TBMM BÜNYESİNDE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR VE YASAL DÜZENLEMELER
TBMM'nin yeni çözüm sürecinde bugüne kadar iki önemli görevi yerine getirdiği aktarılan açıklamada, Meclis bünyesinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun 5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmaya başladığı hatırlatıldı.
Komisyonun 21 toplantıda 137 kurum, kuruluş ve kişinin görüş ile önerilerine başvurduğu, farklı siyasal ve toplumsal kesimleri dinleyerek kapsamlı bir çalışma yürüttüğü ve geniş bir mutabakatla rapor hazırladığı dile getirildi. Açıklamada, Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un ise 10 Ağustos 2026 tarihinde 467 milletvekilinin oyuyla kabul edildiği belirtilerek, bundan sonraki temel meselenin bu yasanın uygulanması ve raporda belirtilen sorunun kök nedenlerinin çözüme kavuşturulması olduğu vurgulandı.
KAPSAMLI YASAL VE ANAYASAL DÜZENLEME İHTİYACI
Açıklamada, TBMM'nin 28. dönem 4. yasama yılını barış yılı ilan etmesi gerektiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
"Kürt meselesinin kök nedenlerinin ortadan kaldırılması; demokratik siyasetin güçlendirilmesi; temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması; eşit yurttaşlığın hayata geçirilmesi; farklı kimliklerin, dillerin, kültürlerin ve inançların demokratik yaşam içerisinde kendilerini özgürce ifade edebilmesi için kapsamlı yasal ve anayasal düzenlemelere ihtiyaç var."
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunda yapılması gerekenlere dair güçlü ve net belirlemelerin yer aldığı ifade edilirken; önümüzdeki bir yıllık süreçte Meclis'in yasama faaliyetlerinin merkezine demokratik çözüm, toplumsal barış, eşit yurttaşlık, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi ile demokratik siyasetin güvence altına alınmasının konulması gerektiği kaydedildi.
İZLEME KOMİSYONU VE 2027 YILI BÜTÇESİ ÇAĞRISI
TBMM tarafından kabul edilen "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"un gereği olarak bir İzleme Komisyonu'nun kurulması gerektiği vurgulanan açıklamada, komisyonun daha önce örnekleri görülen istisna komisyonlar gibi tasarlanması, sivil toplum kurumlarının temsilcileri ile uzman akademisyenlerin sürece dâhil edilmesi istendi. Ayrıca 2027 yılı genel bütçesinin barış sürecinin gerekliliklerine uygun olarak hazırlanması gerektiği ifade edildi.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun Genel Kurul gündemine alınması gerektiği aktarılan açıklamada, komisyon çalışmaları sırasında dinlenen kurum, kuruluş ve kişilerin görüş ile önerilerinin dikkate alınarak bütün yönleriyle değerlendirilmesi ve bu kapsamda bir yasama yılı takviminin oluşturulması çağrısı yapıldı.
Raporun 6. ve 7. maddelerinin gereklerinin yerine getirilmesi için hızla inisiyatif geliştirilmesi gerektiği vurgulanarak, çözüm sürecinin bütünlüklü yol haritasının mümkün olduğunca en geniş siyasal ve toplumsal katılımla TBMM'de hazırlanmasının önemi dile getirildi.
ÇATIŞMA DİLİNİN YERİNİ BARIŞ DİLİ ALMALI
Barış kavramının tanımına yer verilen açıklamada, barışın insanların kendisini güvende hissetmesi, düşüncesini özgürce ifade edebilmesi, siyasal yaşama eşit koşullarda katılabilmesi ve kimliği, dili, kültürü, inancı ya da düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadan yaşayabilmesi olduğu belirtildi.
Çatışmadan beslenen siyasal ve kültürel dilin toplumun farklı kesimleri arasındaki kutuplaşmayı ve nefret kültürünü büyüttüğü ifade edilerek, çatışma dilinin yerini barış dilinin, dışlamanın yerini kapsayıcılığın, inkârın yerini demokratik tanımanın, dayatmanın yerini ise müzakerenin alması gerektiği kaydedildi.
Türkiye'nin kalıcı barışa ihtiyaç duyduğu vurgulanan açıklamanın son bölümünde, her insanın doğuştan gelen, vazgeçilemez, insani ve evrensel temel haklarının tanınması gerektiği belirtilerek TBMM'nin yeni yasama yılında kalıcı barışın inşası için gerekli yasal düzenlemeleri yapması ve kamusal sorumluluğunu yerine getirmesi çağrısında bulunuldu.