DEM Parti'den 455 bin yatırımcının etkilendiği fon krizinde Meclis araştırması talebi DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, yatırım fonları üzerinden yaşanan kriz ve yatırımcı mağduriyetlerine ilişkin iddiaların tüm yönleriyle detaylı bir şekilde araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Meclis araştırması açılması talebiyle önerge verdi.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, fon krizinde mağduriyetlerin kamu bütçesinden karşılanmasına karşı çıkarak, hukuka aykırı işlemlerden elde edilen kazançların ve ilişkili taraflara aktarılan kaynakların direkt sorumlularından geri alınmasını istedi. Çiçek, siyasi ve bürokratik bağlantılar dahil olmak üzere fonların işleyişinde rol oynayan aktörlerin, denetim ve karar süreçlerinin, kazançların kimlerde toplandığının ve zararın kimlerin üzerine bırakıldığının belirlenmesini talep etti. Çiçek ayrıca mağduriyetlerin kamu kaynakları yerine sorumlulardan ve haksız kazançlardan karşılanmasının yollarının araştırılmasını belirtti.
Çiçek, TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde, krizin yalnızca fon ve portföy yönetim şirketlerinin işlemleri üzerinden ele alınamayacağını kaydetti. Sürecin düzenleyici kurumlar, piyasa altyapısı ile siyasi ve bürokratik karar mekanizmaları arasındaki ilişkilerle birlikte incelenmesi gerektiğini vurguladı.
Çiçek, araştırma önergesinin gerekçesinde şu ifadeleri kullandı:
“Yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan vurgun, birkaç fon yöneticisi veya şirketin işlemleriyle açıklanabilecek bir mesele değildir. Fon ve portföy yönetim şirketlerinden aracı kurumlara, piyasa altyapısından düzenleyici kurumlara ve siyasi-bürokratik karar mekanizmalarına uzanan ilişkiler zinciri bu sürecin nasıl büyüyüp sürdürülebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca kimin hangi işlemi yaptığı değil; bu ölçekte bir servet ve risk aktarımını mümkün kılan ekonomik, siyasi ve bürokratik ilişkiler bütünüdür”
Süreçte gazeteci İsmail Saymaz da fon meselesinin SPK’nın önüne iki kez gittiğini, MASAK'a da yazı yazıldığını belirterek yetkililerin vurgunu seyrettiklerini ifade etti.
Risklerin kriz ortaya çıktıktan sonra fark edildiğinin söylenemeyeceğini belirten Çiçek, açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi:
“Nitekim risklerin ancak kriz patladıktan sonra fark edildiği söylenemez. SPK, olağandışı fiyat hareketlerinin 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini ve konunun 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesinin gündemine geldiğini açıklamıştır. Bakanlık 11 Şubat 2026’da düzenleme taslağının yürürlüğe alınmasını bildirmesine rağmen Rehber ancak 28 Ağustos’ta yayımlanmış; 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiyeye alınmıştır. SPK, bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğunu 23 Eylül’de açıklamıştır. Devlet kurumları riski aylar öncesinden bildiği halde bu fon ve şirket ağları büyümeye ve yeni yatırımcı çekmeye devam etmiştir”
Çiçek, fonların büyümesi ve yatırımcılara açılmasının çok sayıda kurumun gözetiminde gerçekleştiğini vurgulayarak şunları kaydetti:
“Fonların büyümesi, belirli hisselerde yoğunlaşması ve yatırımcılara açılması çok sayıda kurumun gözetiminde gerçekleşmiştir. Lisanslı ve sürekli kayıt üreten bir sistem içerisinde yüz binlerce kişiyi etkileyen bu mekanizma ne ‘yetersiz denetim’ ne de birkaç kişinin ‘sistemi kandırdığı’ iddiasıyla açıklanabilir”
Önergede siyasi ve bürokratik bağlantılara ilişkin basına ve Meclis gündemine yansıyan iddialara da yer veren Çiçek, gerekçesinde şu ifadelere yer verdi:
“Basına ve Meclis gündemine yansıyan iddialarda Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, eski Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, AKP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile bazı bürokratların veya yakınlarının TLY fonunun kapalı dönemiyle bağlantıları gündeme getirilmiş; tasfiye edilen Bulls fonlarının bağlı olduğu holdingin ortakları arasında Mumcu'nun eşinin bulunduğu da basına yansımıştır. Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya, eşiyle birlikte OZATD hisselerinden kriz öncesinde 2,17 milyar lira çektiği iddiasının ardından AKP Genel Başkan Yardımcılığından istifa etmiş, iddialara yanıt vermemiştir. Mesele, iktidara ve üst bürokrasiye yakınlığın bilgiye erişim, işlem avantajı, denetimden kaçınma veya düzenleyici kararları etkileme imkânı yaratıp yaratmadığıdır”
Sermaye ile bürokrasi arasındaki ilişkilere de dikkat çeken Çiçek, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Sermaye ile bürokrasi arasındaki geçişkenlik de somuttur. Tera Finansal Yatırımlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, SPK’nın Şubat 2026’da fon düzenlemesi için görüş istediği Merkezi Kayıt Kuruluşunun (MKK) Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesinde 2023-2026 yıllarında yer almıştır. Eski TCMB Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ise 18 Eylül 2026’ya kadar Tera Finansal Yatırımlar Holding’de Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO olarak görev yapmıştır. Bu geçişkenlik, çıkar çatışmalarının nasıl önlendiği ve kamu gücünün sermaye çevreleriyle hangi kanallarda kesiştiği sorusunu doğurmaktadır”
Kriz sonrasında kamu kurumlarının attığı adımlara ilişkin ise Çiçek, şu ifadeleri kullandı:
“Kriz sonrasında kamu kurumları da devreye girmiştir. TCMB likidite imkânlarını genişletmiş, Türkiye Varlık Fonu borsada alım yapmış; kamu bankası Emlak Katılım, Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasının pay devirleri için resmî izin başvurusu yaptığını açıklamıştır. Mağduriyetlerin giderilmesi kamu bütçesinin özel zararları üstlenmesine indirgenmemelidir. Hukuka aykırı işlemlerden sağlanan haksız kazançlar ve ilişkili taraflara aktarılan kaynaklar geri alınarak mağdurların zararlarının giderilmesinde kullanılmalıdır. Krizin bedeli, oluşmasında hiçbir sorumluluğu bulunmayan emekçilere ve toplumun geneline ödetilmemelidir”
Kurulmasını talep ettiği Meclis Araştırması Komisyonunun kapsamına ilişkin olarak da Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu nedenlerle kurulacak Meclis Araştırması Komisyonu; sermaye grupları, siyasi iktidar, bürokrasi, piyasa altyapısı ve düzenleyici kurumlar arasındaki ilişkilerin bu mekanizmadaki rolünü; riskler bilindiği halde sistemin neden işlemeye devam ettiğini; kimlerin kazanç sağladığını, riskin ve zararın kimlere aktarıldığını; siyasi veya bürokratik nüfuzun süreçte etkili olup olmadığını; özel zararların kamu kaynaklarına aktarılıp aktarılmadığını ve mağduriyetlerin sorumlulardan tahsil edilecek kaynaklarla nasıl giderilebileceğini ortaya çıkarmalıdır”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, fon krizinde mağduriyetlerin kamu bütçesinden karşılanmasına karşı çıkarak, hukuka aykırı işlemlerden elde edilen kazançların ve ilişkili taraflara aktarılan kaynakların direkt sorumlularından geri alınmasını istedi. Çiçek, siyasi ve bürokratik bağlantılar dahil olmak üzere fonların işleyişinde rol oynayan aktörlerin, denetim ve karar süreçlerinin, kazançların kimlerde toplandığının ve zararın kimlerin üzerine bırakıldığının belirlenmesini talep etti. Çiçek ayrıca mağduriyetlerin kamu kaynakları yerine sorumlulardan ve haksız kazançlardan karşılanmasının yollarının araştırılmasını belirtti.
Çiçek, TBMM Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde, krizin yalnızca fon ve portföy yönetim şirketlerinin işlemleri üzerinden ele alınamayacağını kaydetti. Sürecin düzenleyici kurumlar, piyasa altyapısı ile siyasi ve bürokratik karar mekanizmaları arasındaki ilişkilerle birlikte incelenmesi gerektiğini vurguladı.
MESELE BİRKAÇ FON YÖNETİCİSİ VEYA ŞİRKETLE AÇIKLANAMAZ
Çiçek, araştırma önergesinin gerekçesinde şu ifadeleri kullandı:
“Yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan vurgun, birkaç fon yöneticisi veya şirketin işlemleriyle açıklanabilecek bir mesele değildir. Fon ve portföy yönetim şirketlerinden aracı kurumlara, piyasa altyapısından düzenleyici kurumlara ve siyasi-bürokratik karar mekanizmalarına uzanan ilişkiler zinciri bu sürecin nasıl büyüyüp sürdürülebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca kimin hangi işlemi yaptığı değil; bu ölçekte bir servet ve risk aktarımını mümkün kılan ekonomik, siyasi ve bürokratik ilişkiler bütünüdür”
Süreçte gazeteci İsmail Saymaz da fon meselesinin SPK’nın önüne iki kez gittiğini, MASAK'a da yazı yazıldığını belirterek yetkililerin vurgunu seyrettiklerini ifade etti.
DEVLET KURUMLARI RİSKİ AYLAR ÖNCESİNDEN BİLİYORDU
Risklerin kriz ortaya çıktıktan sonra fark edildiğinin söylenemeyeceğini belirten Çiçek, açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi:
“Nitekim risklerin ancak kriz patladıktan sonra fark edildiği söylenemez. SPK, olağandışı fiyat hareketlerinin 2025’in son çeyreğinde gözlemlendiğini ve konunun 2 Aralık 2025’te Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesinin gündemine geldiğini açıklamıştır. Bakanlık 11 Şubat 2026’da düzenleme taslağının yürürlüğe alınmasını bildirmesine rağmen Rehber ancak 28 Ağustos’ta yayımlanmış; 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiyeye alınmıştır. SPK, bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunduğunu 23 Eylül’de açıklamıştır. Devlet kurumları riski aylar öncesinden bildiği halde bu fon ve şirket ağları büyümeye ve yeni yatırımcı çekmeye devam etmiştir”
BU MEKANİZMA BİRKAÇ KİŞİNİN SİSTEMİ KANDIRMASIYLA AÇIKLANAMAZ
Çiçek, fonların büyümesi ve yatırımcılara açılmasının çok sayıda kurumun gözetiminde gerçekleştiğini vurgulayarak şunları kaydetti:
“Fonların büyümesi, belirli hisselerde yoğunlaşması ve yatırımcılara açılması çok sayıda kurumun gözetiminde gerçekleşmiştir. Lisanslı ve sürekli kayıt üreten bir sistem içerisinde yüz binlerce kişiyi etkileyen bu mekanizma ne ‘yetersiz denetim’ ne de birkaç kişinin ‘sistemi kandırdığı’ iddiasıyla açıklanabilir”
Önergede siyasi ve bürokratik bağlantılara ilişkin basına ve Meclis gündemine yansıyan iddialara da yer veren Çiçek, gerekçesinde şu ifadelere yer verdi:
“Basına ve Meclis gündemine yansıyan iddialarda Adalet Bakanı Akın Gürlek, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, eski Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Batuhan Mumcu, AKP İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi ile bazı bürokratların veya yakınlarının TLY fonunun kapalı dönemiyle bağlantıları gündeme getirilmiş; tasfiye edilen Bulls fonlarının bağlı olduğu holdingin ortakları arasında Mumcu'nun eşinin bulunduğu da basına yansımıştır. Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya, eşiyle birlikte OZATD hisselerinden kriz öncesinde 2,17 milyar lira çektiği iddiasının ardından AKP Genel Başkan Yardımcılığından istifa etmiş, iddialara yanıt vermemiştir. Mesele, iktidara ve üst bürokrasiye yakınlığın bilgiye erişim, işlem avantajı, denetimden kaçınma veya düzenleyici kararları etkileme imkânı yaratıp yaratmadığıdır”
SERMAYE İLE BÜROKRASİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERE DİKKAT ÇEKİLDİ
Sermaye ile bürokrasi arasındaki ilişkilere de dikkat çeken Çiçek, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Sermaye ile bürokrasi arasındaki geçişkenlik de somuttur. Tera Finansal Yatırımlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, SPK’nın Şubat 2026’da fon düzenlemesi için görüş istediği Merkezi Kayıt Kuruluşunun (MKK) Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesinde 2023-2026 yıllarında yer almıştır. Eski TCMB Başkan Yardımcısı Erkan Kilimci ise 18 Eylül 2026’ya kadar Tera Finansal Yatırımlar Holding’de Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve CEO olarak görev yapmıştır. Bu geçişkenlik, çıkar çatışmalarının nasıl önlendiği ve kamu gücünün sermaye çevreleriyle hangi kanallarda kesiştiği sorusunu doğurmaktadır”
KRİZİN BEDELİ TOPLUMUN GENELİNE ÖDETİLMEMELİ
Kriz sonrasında kamu kurumlarının attığı adımlara ilişkin ise Çiçek, şu ifadeleri kullandı:
“Kriz sonrasında kamu kurumları da devreye girmiştir. TCMB likidite imkânlarını genişletmiş, Türkiye Varlık Fonu borsada alım yapmış; kamu bankası Emlak Katılım, Katılımevim, Birevim ve İktisat Katılım Bankasının pay devirleri için resmî izin başvurusu yaptığını açıklamıştır. Mağduriyetlerin giderilmesi kamu bütçesinin özel zararları üstlenmesine indirgenmemelidir. Hukuka aykırı işlemlerden sağlanan haksız kazançlar ve ilişkili taraflara aktarılan kaynaklar geri alınarak mağdurların zararlarının giderilmesinde kullanılmalıdır. Krizin bedeli, oluşmasında hiçbir sorumluluğu bulunmayan emekçilere ve toplumun geneline ödetilmemelidir”
MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU TALEBİ
Kurulmasını talep ettiği Meclis Araştırması Komisyonunun kapsamına ilişkin olarak da Çiçek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu nedenlerle kurulacak Meclis Araştırması Komisyonu; sermaye grupları, siyasi iktidar, bürokrasi, piyasa altyapısı ve düzenleyici kurumlar arasındaki ilişkilerin bu mekanizmadaki rolünü; riskler bilindiği halde sistemin neden işlemeye devam ettiğini; kimlerin kazanç sağladığını, riskin ve zararın kimlere aktarıldığını; siyasi veya bürokratik nüfuzun süreçte etkili olup olmadığını; özel zararların kamu kaynaklarına aktarılıp aktarılmadığını ve mağduriyetlerin sorumlulardan tahsil edilecek kaynaklarla nasıl giderilebileceğini ortaya çıkarmalıdır”