Ekrem İmamoğlu savunma yapıyor: Fon krizinde yapılan vurgun, adını net koyalım asrın soygunudur

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Ekrem İmamoğlu savunma yapıyor: Fon krizinde yapılan vurgun, adını net koyalım asrın soygunudur İBB davasında savunma yapan Ekrem İmamoğlu, fon krizinde vatandaşın birikimine yapılan vurgunun asrın soygunu olduğunu belirterek, faturayı kendi çıkarları ve koltuklarını korumak için millete ödettiklerini ve o koltukta oturmaya devam ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, aralarında kendisinin de bulunduğu 53’ü tutuklu 436 sanıklı İBB davasının 98. duruşmasındaki savunmasında, fon krizinde vatandaşın birikimine yapılan vurgunun asrın soygunu olduğunu belirterek, yöneticilerin faturayı kendi çıkarları ile koltuklarını korumak uğruna millete ödettiğini ifade etti.

Savunmasında fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ekrem İmamoğlu, “Fon krizinde vatandaşın birikimine yapılan vurgun, adını net koyalım asrın soygunudur. Her defasında gerekçe değişti ama sonuç değişmedi. Daha kötüsü faturayı kendi çıkarları için, koltuklarını korumak için millete ödettiler ve o koltukta oturmaya devam ediyorlar” dedi.

Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da sanıkları arasında yer aldığı 53’ü tutuklu 436 sanıklı davanın 98. duruşması görülmeye başlandı. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde görülen İBB davasının 98. gününde, 19 Mart 2025 tarihinden bu yana cezaevinde bulunan Ekrem İmamoğlu savunmasını yaptı.

Davanın gerçek yüzünün daha net görülebilmesi için davayı doğuran iklimi ve ülkenin bugün nereye getirildiğini anlatacağını ifade eden Ekrem İmamoğlu, “Çünkü bu dosya, gökten zembille inmedi. Bu dosya, bir düzenin ürünüdür. Bir sistemin ürünüdür. Bu düzeni anlatmadan bu iddianameyi anlatamayız” diye konuştu.

BENİM SÖZÜMÜ KİMSE YASAKLAYAMAZ​


Duruşmada 4 ay önce yapacağı konuşmayı ancak yapabildiğini belirten İmamoğlu, “Aradan geçen sürede ülkemizi, milletimizi, cumhuriyetimizi korkunç tehlikelere sürükleyen gelişmeleri yaşadık, yaşamaya ne yazık ki devam ediyoruz. Ne yaparsanız yapın, benim sözümü yasaklayamaz kimse. Bu salonda beni hiç konuşturmasalar da yazdıklarımı yasaklasalar da ben sözümü milletime ulaştırırım. Gerçekleri dile getirmeme hiçbir güç engel olamaz, olamayacak. Hiçbir zorbalık beni yolumdan alıkoyamadı, koyamayacak” ifadelerini kullandı.

Bugün yaşananların yalnızca bugünün olaylarıyla anlaşılmasının mümkün olmayacağını kaydeden İmamoğlu, şunları söyledi:

“Bu ülkenin tarihi, bütün eksiklikleriyle, acılarıyla bir milletin kendi kaderine sahip çıkma mücadelesinin tarihidir. Bu mücadele, dört şey için verilmiştir. Egemenlik millete ait olsun diye. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesiyle yaşayalım diye. Yurttaşlar kanun önünde eşit olsun diye. Her yurttaş kanun önünde eşit olsun diye. Malına, mülküne, kıdemine, makamına bakmaksızın. İnsanlar düşüncesinden, inancından, kimliğinden, etnik kökeninden dolayı korkmadan, çekinmeden eşit ve hür yaşasın diye. Çalışan emeğinin karşılığını alsın, çocuğuna da kendinden daha iyi bir hayat bırakabilsin diye.”

KİMSE ORADAN BİR ŞEY CANLANDIRAMAZ​


Cumhuriyet’in, bu yürüyüşün en büyük sıçraması olduğunu ve egemenliğin sahibini kesin olarak tayin ettiğini anlatan Ekrem İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Cumhuriyet, devleti bir kişinin, bir ailenin, bir zümrenin mülkü olmaktan çıkarttı. Yurttaşlığı eşitlik üzerine kurdu. Devletin bir kişinin, bir ailenin, bir zümrenin mülkü olma anlayışını gömdü, bitti o. Kimse oradan bir şey canlandıramaz, çıkaramaz. Demokrasi ise o egemenliği kullanabilmesinin tek yoludur. Çünkü egemenlik milletindir. Ama egemenlik milletindir demek yetmez. Milletin o egemenliği kullanabileceği yollar da açık olmalıdır. Eksiğimiz çok fazla. Seçim tam da bunun için vardır. Meclis bunun için vardır. Bağımsız mahkeme, özgür basın, sendika bunun için vardır. Siyasi partiler, sivil toplum, muhalefet bunun için vardır. Hiçbiri siyasetçilerin ayrıcalığı değildir. Hepsi vatandaşın hakkını korumak için vardır. Ve şunu altını çiziyorum. Millet egemenliğinin gerçek ölçüsü, iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğidir. Bakın tekrar ediyorum, millet egemenliğinin gerçek ölçüsü iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından hakkı sahibi olan, makamı sahibi olan, devletin sahibi olan millet tarafından değiştirilip, değiştirilemediğidir. Bu millet istediğini seçer. Değiştiremediğiniz bir iktidarı zaten asla denetleyemezsiniz. Size ait değildir. İşte bugün oluşan tablo, vurgun düzeni, tam da bu seviyede bir ülke pozisyonunu bize göstermektedir.”

ANA MUHALEFET ISMARLAMA DAVALARLA DİZAYN EDİLMEK İSTENDİ​


Türkiye'nin bugün sayısız adaletsizliğin ağırlığı altında bulunduğunu, seçilmiş belediye başkanlarının tutuklandığını ve belediyelere tehdit ve şantajla çöküldüğünü dile getiren İmamoğlu; ana muhalefet partisinin ısmarlama davalarla dizayn edilmek istendiğini, gazetecilerin haber yaptıkları için tutuklandığını, hakkını arayan işçinin, toprağını savunan köylünün ve “ben bu düzeni kabul etmiyorum” diyen gençlerin gazla, copla ve tutuklamayla karşılaştığını belirtti.

Cezaevlerindeki doluluğa ve ekonomik krize dikkat çeken İmamoğlu, “500 bin insan hapiste, 500 bin. Ama ne oluyor? Enflasyon düşmüyor. Kiralar yükseliyor, mutfak küçülüyor. Geçim sıkıntısı büyüyor, yoksulluk artıyor. Açlık artıyor, açlık. Umutsuzluk büyüyor. Gençlerin geleceğe bakışları ne yazık ki negatif bir seviyede, çöküyor. 25 yılın sonunda varılan yerin adı, net olarak vurgun düzenidir” dedi.

BUGÜNLERİN İLK PROVASI OYDU​


2019 yılında ilk kez belediye başkanı seçildiğinde mazbatasının iptal edildiğini hatırlatan İmamoğlu, “Sandıkta yenilemeyen irade masa başında ortadan kaldırılmak istendi. Bugün yaşadığımız düzenin ilk provası oydu. Millet de piyasalar da bunu çok algılayamadığı için Türk Lirası değer kaybetti, ülkenin risk primi yükseldi, Hazine'nin borçlanma maliyeti arttı, Hazine'ye ilave faiz yükü bindi yüz milyonlarca dolar; borsada ilk işlem gününde de 1,7 milyar dolar buharlaştı. 2 milyar 160 milyon dolar bir kararın bedeliydi. Kimden çıktı? Milletten” değerlendirmesinde bulundu.

İBB’ye yönelik yürütülen 19 Mart operasyonunun millete faturasının 2 yılda 250 milyar doları bulduğunu ifade eden Ekrem İmamoğlu, “19 Mart darbe vurgunu, sadece darbe İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ya da ana muhalefet partisine ya da Ekrem İmamoğlu'na olmadı; milleti vurdu” dedi.

Sandıkta yenilemeyen rakibin yargı eliyle saf dışı bırakılmak istendiğini, bunun faturasının daha ilk saatlerde ortaya çıktığını ve borsanın aynı gün yüzde 8,72 oranında değer kaybettiğini kaydeden İmamoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Merkez Bankası indirmeye başladığı faizi yeniden yükseltmeye kalktı. Hazinenin borçlanma faizi 2 ayda %35'ten 47'ye çıktı. Düşürülemeyen faizin dengesizliği 1 yıla kadar etkisini gösterdi. 2 ayda yaklaşık 4 milyar dolarlık, sadece 2 ayda 4 milyar dolar faiz ödendi, ilave faiz. 7 haftada ise 52 milyar dolar rezerv eridi, 7 haftada, 52 milyar dolar. Büyük facia, yine sebebi 25 yıllık iktidardır. 55 bin insanın öldüğü depremde 55-60 milyar dolarla oradaki insanların konut sorunu çözülürdü neredeyse. Düşünün yani bir siyasetçinin rakibinden korktuğu için millete ödettiği bedel! Sadece 1 maddesi! 19 Mart vurgununun bu ülkeye maliyeti 1 yılda 250 milyar doları bulmuştur. Bugün 1 kişinin koltuğunu koruması için yaptığı hovardalık. Millete parasıyla milletin parasını hoyratça harcamak, hoyratça harcamak.

Ben, para kazanmanın alın teri nedir bilirim. Bunun adı, iktidarın milletin cebinden finanse edilmesidir. 21 Mayıs Butlan vurgunu! Sadece butlan vurgununun dahi 18 milyar dolar bu millete bedeli olmuştur. Niye? Rakip partiyi yok etme girişimi. Muhalefet dizayn edilmek istendi, bedelini yine millet ödedi. Kendisine ait olmayan bir koltuğu korumak için hoyratça harcayan, çarçur eden bu tek kişilik otorite, milletin parasını çöp ediyor, olan millete oluyor."
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri
Üst