Genel Sağlık-İş Başkanı Derya Uğur: Aile sağlığı merkezlerinde kira yükü hekimlerin üzerinde Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş) Genel Başkanı Derya Uğur, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlerin ve sağlık çalışanlarının karşı karşıya kaldığı mesleki, idari ve mali sorunlara ilişkin detaylı açıklamalarda bulundu.
ANKA Haber Ajansı'na değerlendirmelerde bulunan Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Derya Uğur, aile hekimlerinin asli görev tanımları arasında bulunmayan iş ve işlemlerin giderek çoğaldığını bildirdi. Uğur, aile hekimliği sisteminin kurulduğu ilk dönemde her ailenin bir aile hekimi ve aile sağlığı elemanına sahip olmasının hedeflendiğini, bu sistem vasıtasıyla bireylerin sağlığının korunması, tanı, tedavi, aşılama ve gebelik takibi gibi temel hizmetlerin kayıt altına alınmasının amaçlandığını ifade etti.
Sistemin başlangıçta büyük umutlarla hayata geçirildiğini ancak geçen süreçte gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılmadığını dile getirinen Derya Uğur, şöyle konuştu:
"Fakat 2005 yılından bu zamana kadar, 21 yıldır herhangi bir düzenleme olmadığı gibi, her geçen gün iş yükleri bu aile sağlığı merkezlerinde çalışan arkadaşlarımızın artırılır bir hale geldi. Yaşanan sorunları saymakla bitmeyecek düzeyde, hem çalışanlar açısından hem yurttaşların sağlığı açısından istenen amacına maalesef ulaşamadı. Her geçen gün daha kötüye gider hale geldi maalesef."
SGK'nın idari ve mali işlerinin denetlenmesine dönük MEDULA sistemi uygulamalarına ilişkin eleştirilerini de dile getiren Uğur, hekimlerin bu tür denetim mekanizmalarında görevlendirilmesinin sağlık çalışanlarının asli sorumluluğu olmadığını belirtti. Uğur, MEDULA sistemi üzerinden yürütülmek istenen uygulamanın sağlık çalışanlarının üzerindeki yükü ve sorumluluğu daha da ağırlaştıracağını savunarak, söz konusu düzenlemenin saha şartlarında uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.
Derya Uğur, Sağlık Bakanlığına çağrıda bulunarak aile hekimliği sisteminde biriken sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla sahada doğrudan hizmet üreten sağlık çalışanlarının görüş ve önerilerinin alınması gerektiğini vurguladı.
Aile hekimliği modelinin temel dayanağının koruyucu sağlık hizmetleri olduğunun altını çizen Uğur, "Burada performans kriterleriyle, memnuniyet anketleriyle, onu yazardın, bunu yazmazdınla aile hekimlerinin, aile sağlığı çalışanlarının üzerinden iş görmeye çalışmak doğru değildir. Bu üzüm yemek değildir, bağcıyı dövmektir. Her türlü yapamadığı sağlık hizmetinin sunumunda gerçekleştiremediklerinin bedelini aile sağlık merkezlerinde çalışan sağlık emekçilerinin üzerine yüklemektir" diye konuştu.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte sağlık çalışanlarının özlük haklarının daraltıldığını ve mesleki itibarın zedelendiğini belirten Uğur, sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşların birer "ticarethane" anlayışıyla yönetildiğini öne sürdü. Uğur, bu yönetim yaklaşımı sebebiyle vatandaşların nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanının olumsuz etkilendiğini ifade etti.
Aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlere ödenen cari gider ödeneklerinin yetersiz kaldığına dikkati çeken Uğur, özellikle büyükşehirlerde hizmet veren çok sayıda aile hekiminin binaların yüksek kira bedellerini karşılamakta güçlük çektiğini aktararak şu ifadeleri kullandı:
"Bu bir kısım arkadaşımız da masrafları karşılayamadığı için sistemden ayrılmak zorunda kalıyor. Nereye gidiyor? Kendi kadrosunun bulunduğu sağlık kurumuna gidip aile sağlığı merkezinde aile hekimliği ya da aile sağlığı çalışanı görevini yapmaktan vazgeçiyor. Yani çok sürmeyecek gibi sistem tamamen şu anda çatlak bir vaziyette ayakta tutulmaya çalışılıyor sağlık emekçilerinin özverisiyle. Çok sürmeyecek gibi aile sağlığı merkezleri de boşalacak ve oralarda sağlık hizmeti sunan profesyoneller olmaz hale gelecek maalesef"
Elazığ'daki aile sağlığı merkezlerinin yüksek kira bedelleriyle tutulduğuna dair değerlendirmelere ilişkin konuşan Uğur, bu durumun sadece Elazığ ile sınırlı kalmadığını belirterek, "Her yerde öyle. Tüm illerde bu sıkıntı yaşanıyor" dedi. Aile sağlığı merkezlerinin büyük bölümünün kamuya ait binalar olmadığını, hekimler tarafından kiralandığını kaydeden Uğur, kira sözleşmelerinin ve yıllık artışların doğrudan hekimlerce karşılandığını söyledi.
Kira artış oranlarının çoğu zaman devlet tarafından belirlenen resmi oranların üzerinde gerçekleştiğini savunan Uğur, il sağlık müdürlüklerinin de kamu binalarında yüksek rayiç bedeller üzerinden kira artışları uyguladığını öne sürdü. Geçmişte hem kiralık aile sağlığı merkezinde hem de Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda çalıştığını hatırlatan Uğur, "İkisinde de ben ev sahibiyle İl Sağlık Müdürlüğü'nün artış oranlarında çok bir fark görmedim. İkisi de en yüksek bedelden alırlardı kiraları bizden" şeklinde konuştu.
Uğur, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
"Sağlık hizmetinin sunumunu gerçekten nitelikli, eşit, ücretsiz olduğunu iddia ediyorlar ya Sağlık Bakanı ve ona bağlı çalışan il sağlık müdürlüğü veya idareciler. Türkiye'de durum gerçekten böyle değil. Sağlık hizmetlerinin sunumunu eşit, ulaşılabilir, nitelikli hale getirmek istiyorsanız, sağlık meslek örgütleriyle, sahada uygulayıcılarıyla masaya oturup onların olması gerektiğini söyledikleri görüşleri yerine getirmeleri gerekiyor. Yani bizlerin bir kere görüşlerinin alınması gerekiyor.
Biz insan onuruna yaraşır bir yaşam istiyoruz. İnsan onuruna yaraşır çalışma koşulları istiyoruz. Personel eksikliği, maaşlardaki düşüklükler, hastanelerdeki sağlık hizmeti sunumundaki malzeme yetersizlikleri, sağlık okur yazarlığı, sağlıkta şiddete karşı vatandaşı kışkırtmaları ve bizim üzerimize salmalarından vazgeçmelerini istiyoruz. Sağlıkta şiddetin de çözümünü bulsunlar, bulamıyorlarsa gelsinler. Genel Sağlık-İş'in sağlıkta etkin şiddet yasasını biz kendilerine takdim ederiz."
ANKA Haber Ajansı'na değerlendirmelerde bulunan Genel Sağlık-İş Genel Başkanı Derya Uğur, aile hekimlerinin asli görev tanımları arasında bulunmayan iş ve işlemlerin giderek çoğaldığını bildirdi. Uğur, aile hekimliği sisteminin kurulduğu ilk dönemde her ailenin bir aile hekimi ve aile sağlığı elemanına sahip olmasının hedeflendiğini, bu sistem vasıtasıyla bireylerin sağlığının korunması, tanı, tedavi, aşılama ve gebelik takibi gibi temel hizmetlerin kayıt altına alınmasının amaçlandığını ifade etti.
21 YILDIR HERHANGİ BİR DÜZENLEME YAPILMADI
Sistemin başlangıçta büyük umutlarla hayata geçirildiğini ancak geçen süreçte gerekli yasal ve idari düzenlemelerin yapılmadığını dile getirinen Derya Uğur, şöyle konuştu:
"Fakat 2005 yılından bu zamana kadar, 21 yıldır herhangi bir düzenleme olmadığı gibi, her geçen gün iş yükleri bu aile sağlığı merkezlerinde çalışan arkadaşlarımızın artırılır bir hale geldi. Yaşanan sorunları saymakla bitmeyecek düzeyde, hem çalışanlar açısından hem yurttaşların sağlığı açısından istenen amacına maalesef ulaşamadı. Her geçen gün daha kötüye gider hale geldi maalesef."
SGK'nın idari ve mali işlerinin denetlenmesine dönük MEDULA sistemi uygulamalarına ilişkin eleştirilerini de dile getiren Uğur, hekimlerin bu tür denetim mekanizmalarında görevlendirilmesinin sağlık çalışanlarının asli sorumluluğu olmadığını belirtti. Uğur, MEDULA sistemi üzerinden yürütülmek istenen uygulamanın sağlık çalışanlarının üzerindeki yükü ve sorumluluğu daha da ağırlaştıracağını savunarak, söz konusu düzenlemenin saha şartlarında uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.
Derya Uğur, Sağlık Bakanlığına çağrıda bulunarak aile hekimliği sisteminde biriken sorunların çözüme kavuşturulması amacıyla sahada doğrudan hizmet üreten sağlık çalışanlarının görüş ve önerilerinin alınması gerektiğini vurguladı.
Aile hekimliği modelinin temel dayanağının koruyucu sağlık hizmetleri olduğunun altını çizen Uğur, "Burada performans kriterleriyle, memnuniyet anketleriyle, onu yazardın, bunu yazmazdınla aile hekimlerinin, aile sağlığı çalışanlarının üzerinden iş görmeye çalışmak doğru değildir. Bu üzüm yemek değildir, bağcıyı dövmektir. Her türlü yapamadığı sağlık hizmetinin sunumunda gerçekleştiremediklerinin bedelini aile sağlık merkezlerinde çalışan sağlık emekçilerinin üzerine yüklemektir" diye konuştu.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte sağlık çalışanlarının özlük haklarının daraltıldığını ve mesleki itibarın zedelendiğini belirten Uğur, sağlık hizmeti sunan kurum ve kuruluşların birer "ticarethane" anlayışıyla yönetildiğini öne sürdü. Uğur, bu yönetim yaklaşımı sebebiyle vatandaşların nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanının olumsuz etkilendiğini ifade etti.
AİLE SAĞLIĞI MERKEZLERİNDE CARİ GİDERLER KARŞILANAMIYOR
Aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlere ödenen cari gider ödeneklerinin yetersiz kaldığına dikkati çeken Uğur, özellikle büyükşehirlerde hizmet veren çok sayıda aile hekiminin binaların yüksek kira bedellerini karşılamakta güçlük çektiğini aktararak şu ifadeleri kullandı:
"Bu bir kısım arkadaşımız da masrafları karşılayamadığı için sistemden ayrılmak zorunda kalıyor. Nereye gidiyor? Kendi kadrosunun bulunduğu sağlık kurumuna gidip aile sağlığı merkezinde aile hekimliği ya da aile sağlığı çalışanı görevini yapmaktan vazgeçiyor. Yani çok sürmeyecek gibi sistem tamamen şu anda çatlak bir vaziyette ayakta tutulmaya çalışılıyor sağlık emekçilerinin özverisiyle. Çok sürmeyecek gibi aile sağlığı merkezleri de boşalacak ve oralarda sağlık hizmeti sunan profesyoneller olmaz hale gelecek maalesef"
Elazığ'daki aile sağlığı merkezlerinin yüksek kira bedelleriyle tutulduğuna dair değerlendirmelere ilişkin konuşan Uğur, bu durumun sadece Elazığ ile sınırlı kalmadığını belirterek, "Her yerde öyle. Tüm illerde bu sıkıntı yaşanıyor" dedi. Aile sağlığı merkezlerinin büyük bölümünün kamuya ait binalar olmadığını, hekimler tarafından kiralandığını kaydeden Uğur, kira sözleşmelerinin ve yıllık artışların doğrudan hekimlerce karşılandığını söyledi.
Kira artış oranlarının çoğu zaman devlet tarafından belirlenen resmi oranların üzerinde gerçekleştiğini savunan Uğur, il sağlık müdürlüklerinin de kamu binalarında yüksek rayiç bedeller üzerinden kira artışları uyguladığını öne sürdü. Geçmişte hem kiralık aile sağlığı merkezinde hem de Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda çalıştığını hatırlatan Uğur, "İkisinde de ben ev sahibiyle İl Sağlık Müdürlüğü'nün artış oranlarında çok bir fark görmedim. İkisi de en yüksek bedelden alırlardı kiraları bizden" şeklinde konuştu.
BİZ İNSAN ONURUNA YARAŞIR ÇALIŞMA KOŞULLARI İSTİYORUZ
Uğur, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
"Sağlık hizmetinin sunumunu gerçekten nitelikli, eşit, ücretsiz olduğunu iddia ediyorlar ya Sağlık Bakanı ve ona bağlı çalışan il sağlık müdürlüğü veya idareciler. Türkiye'de durum gerçekten böyle değil. Sağlık hizmetlerinin sunumunu eşit, ulaşılabilir, nitelikli hale getirmek istiyorsanız, sağlık meslek örgütleriyle, sahada uygulayıcılarıyla masaya oturup onların olması gerektiğini söyledikleri görüşleri yerine getirmeleri gerekiyor. Yani bizlerin bir kere görüşlerinin alınması gerekiyor.
Biz insan onuruna yaraşır bir yaşam istiyoruz. İnsan onuruna yaraşır çalışma koşulları istiyoruz. Personel eksikliği, maaşlardaki düşüklükler, hastanelerdeki sağlık hizmeti sunumundaki malzeme yetersizlikleri, sağlık okur yazarlığı, sağlıkta şiddete karşı vatandaşı kışkırtmaları ve bizim üzerimize salmalarından vazgeçmelerini istiyoruz. Sağlıkta şiddetin de çözümünü bulsunlar, bulamıyorlarsa gelsinler. Genel Sağlık-İş'in sağlıkta etkin şiddet yasasını biz kendilerine takdim ederiz."