Tülay Hatimoğulları: MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmada; Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın çerçeve yasaya ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, karşılıklı adımların olağan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantı tarihini beklemeden atılması ve sürecin alt zemininin gecikmeksizin hazırlanması gerektiğini ifade etti.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın "Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok" sözlerini hatırlatarak "Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor. Sayın Öcalan'ın koordinatörü olacağı 'Barış ve Siyasallaşma Kurulu' acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin 'Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır' ifadesi önemli. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır" dedi.
Partisinin Meclis'teki grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin konuşan Hatimoğulları, Türkiye'nin kendi içinde barışı büyütmeye çalıştığı bir süreçte, Rojava bölgesindeki çatışmalarda asker gönderme çalışmaları ve tartışmalarının başladığına dikkat çekti.
Bölgesel gelişmelere ve Meclis gündemine değinen Hatimoğulları, "Çatışma yeni çatışmaları doğurur. Müzakere ise barışı inşa eder. Öte yandan Mekke Anlaşması ile ilgili Meclis'te henüz bir tartışma olmamış, henüz Meclis komisyonuna gelmemiş, henüz Genel Kurul'dur bunun kararı çıkmamış. Bunun hukuki zemini henüz oluşmamış ve bu anlaşma gerekçe gösterilerek birçok kesimden şimdi Suudi Arabistan’a Türkiye’den asker gönderme konuşuluyor. Türkiye bölgeye asker ve çatışma değil, diplomasi ve müzakere ihraç etmeli. İnsanlığı kurtaracak şey daha fazla çatışma değil, daha çok müzakere, daha çok taraflarla görüşme, Yemen ve Suudi Arabistan’la büyük ve ciddi bir mesai tüketme ve onları barış masasına oturtacak bir düzlemin oluşması için Türkiye çalışmalı ve çabalamalıdır" diye konuştu.
Son günlerde Suudi Arabistan’a yönelik gerçekleşen saldırıların çok sayıda can kaybı ve yaralanmaya neden olduğunu belirten Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
"Çok sayıda Suudi Arabistanlı insan yaşamını kaybetti, çok sayıda yaralı var. Aynı şekilde yine Suudi kesiminden Yemen’e dönük gerçekleşen çok ciddi saldırılar var. Orada da çok büyük can kayıpları ve yaralılar var. Ben burada hem Yemen halkına hem de Suudi Arabistan’da katledilen insanlara burada anıyorum. Siviller katlediliyor, savaşlarda siviller hedeflenmiyor. Bunu kabul etmek mümkün değil ve buradan Yemen halkına ve Suudi Arabistan halkına başsağlığı dileklerimizi ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Karşılıklı saldırılarda en fazla sivil masumlar etkileniyor ve bu saldırılarda bu saldırılarda beden çok büyük, çok ağır. Biz bunu çok iyi bilen bir ülkeyiz ve dolayısıyla burada bizim üstlenmemiz gereken yani Türkiye’nin üstlenmemesi gereken rol o sıra asker taşımak değil, tam tersi biraz önce de ifade ettiğim gibi müzakere ve diyalog sürecinin başlaması için Türkiye ciddi anlamda bir aracı olmalı. Bu saldırılar Orta Doğu’da dinmeyen çalışmalara yeni bir halka eklemektedir. Taraflara saldırılara son verme çağrısı yapıyoruz ve uluslararası toplumu çatışmasızlık ve barış için daha güçlü çabalar vermeye davet ediyoruz."
"Fon krizi"ni yüzyılın vurgunu olarak nitelendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, "Elbette ki bu kadar büyük bir vurgun çok konuşulması gereken ve çok güçlü tavır alınması gereken bir durum. SPK 2025’in son çeyreğinde bu riski görüyor. Koma 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geliyor. Dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından MSCI arorca uyarıyor. Buna rağmen önlemler alınmıyor ve 450 bine yakın insan doğrudan bu fondan mağdur, dolaylı olarak da bu fonun yarattığı krizden dolayı milyonlarca Türkiye yurttaşımız mağdur durumda" dedi.
Bir emeklinin bankaya kredi başvurusunda bulunduğunda tabi tutulduğu incelemelere işaret eden Hatimoğulları, "Küçücük bir kredi için birçok incelemeden geçiyorsunuz ama 20 milyar dolarlık vurgunu tiyatro izler gibi izlediler. Tiyatro izler gibi izlediler. İktisada sorumuz şu, riskler biliniyor, ekonomi yönetiminin masasına kadar gelmiş ve zamanında önlenmemiş. Neden? Neden bile ve isteye bu fon krizi bağıra bağıra gelirken önlenmemiş? Bu vurgun içeriden bilgi almadan, biri göz yummadan bu kadar büyük ölçekte olamaz. Kim kime ne söyledi? Kim hangi bilgiyi önceden paylaştı? Kim kazanırken kim kaybetti? Kamu otoritesi neyi biliyordu? Hangi iktidar yetkilisi fon şirketlerinin sahipleriyle ilişkiliydi" diye sordu.
Yaşanan tablodan tamamen iktidarın sorumlu olduğunu ifade eden Hatimoğulları, "İktidar ne yapıyor? Vurgunda adı geçen isimler için lekelenmeme hakkından bahsediyorlar. Masumiyet karinesinden bahsediyorlar. Kesinlikle sorgulanmamış, sonuçlanmamış, her dosya, her dosyada yargılanan kişi kim olursa olsun masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına sahiptir. Ama bu sadece iktidar yanlılarına değil, sadece fon vurguncuları kendilerine yakın diye bunları söyleyemezler. Bu bütün Türkiye yurttaşları için eşit şekilde böyle görülmelidir. Ey temsilciler, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı sadece sizin için değil, herkes için geçerli olmalı" şeklinde konuştu.
Hatimoğulları, AKP'nin çözüm gerekçesiyle Meclis'e dokuz maddelik bir kanun teklifi sunduğunu hatırlatarak, DEM Parti'nin söz konusu kanun teklifine ilişkin hazırladığı yedi temel öneriyi şu sözlerle açıkladı:
"Birincisi, fon vurgununun tek bir lira maliyeti halka ödetilmemeli. Bununla birlikte kanun teklifine güvence konulmalı. İkincisi, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdıkları paraları geri getirilmeli, tamamının mal ve varlıkları dondurulmalı. Teklifteki 'para bulunursa ödeme yapılır' mantığı bu mağduriyeti büyütür. Üçüncüsü, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan tüm mağduriyetler giderilmeli. 1 milyona kadar zarar görenler sınırlaması keyfi bir sınırlamadır. İktidar bu vurgunla ortaya çıkan sorunu çözmek değil, yönetmek istiyor. Yurttaşın mağduriyetini gidermek hepimizin boynunun borcu. Biz muhalefet olarak bunu dile getirmekle sorumluyuz. Bunun muhalefetini yapmakla sorumluyuz. İktidar da bunun gerekliliklerini yerine getirmek iktidarın boynunun borcudur. Dördüncüsü, ödeme tarihi belirsizliğe bırakılamaz. Açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli. Beşincisi, sorumluluk sadece şirket yöneticilerine bırakılamaz. Meclis'te komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı, kamunun gördüğü zarar ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler birinci dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı. Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruf yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları şeffaflık halkı korur. Yedincisi, sermaye piyasası kurulu iktidarın değil, halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları meclise sunulmalı. Çünkü bu vurgun sadece şirketlerinin değil, göz yuman denetim düzeninin sonucudur."
Yargı süreçleri ile gazetecilere yönelik baskıları eleştiren Hatimoğulları, "Bu ülkede vurgun vurgunu yapmak serbest, bunun haberini yapmak suç. Vurgunda adı geçen eski bakan adliyeye geliyorsa ifade verecek, kraliçeler gibi karşılanıyor" dedi.
Konuşmasını sürdüren Hatimoğulları, "Burada rakamları telaffuz ederken rakamlar o kadar büyük ki, biz şaşırıyoruz. Televizyonda izliyorum, ekonomistler dahi rakamları telaffuz ederken şaşırıyor. Ama burada milyarlarca parayı yurt dışında kaçıranlar da yurt dışında krallar gibi yaşıyor. Fakat bunu habere taşıyan gazetecilerin şimdi bir kısmı hapishanede, bir kısmı ev hapsi almış durumda. Bu ülkede vurgun yapmak serbest, ama bunun haberini yapmak suç" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de yurttaşların çalışmasına rağmen yoksulluktan kurtulamadığını belirten Hatimoğulları, sahadaki ekonomik tabloya işaret ederek şunları söyledi:
"Bakın geçtiğimiz günlerde Urfa'da çiftçi üretemiyor, geçinemiyor, satamıyor, zarar ediyor. Urfa'da traktörlerle işçiler protestolarını gerçekleştirdi. Aynı şekilde Manisa Akhisar'da zeytin toplayıcıları ve üreticileri isyanda çünkü zeytin geçen senden daha ucuza satılmak isteniyor, oysa maliyeti kaç katladı siz tahmin edin. Protestolarda, 66 yaşında bir emekli geçinemiyor. Zeytin toplamak zorunda kalıyor yani yevmiye ile çalışmaya gitmiş ve 66 yaşındaki bu emekli abimiz hıçkıra hıçkıra ağlayarak gözyaşları içinde geçinemediğini anlatmaya çalışıyor. Ağzından çıkan kelimeleri insan o içindeki buruklukla anlamakta güçlük çekiyor. İşte Türkiye'nin gerçek tablosu bu."
DEM Parti grup toplantısına katılan Birleşik Emekliler Sendikası'nın Karadeniz şubelerinden gelen emeklileri selamlayan Hatimoğulları, bütçe taleplerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"2027 bütçesinde emeklilerin ekonomik ve sosyal hakları yer alsın talebiyle Meclis'e geldiler ve bugün aramızdalar. Ben parti olarak siz değerli emeklilerin emekliye geçim, sağlık, sosyal yaşam güvencesi için ve birlikte adaletli bir bütçe için talebinizin sonuna kadar yanındayız. Ve biz sadece bu talebin yanında olduğumuzu sözlerimizle ifade etmiyoruz. Biz bu talebin mücadelesinde hem parlamentoda, hem alanlarda, meydanlarda siz değerli emeklilerimizle biraradayız, mücadeledeyiz. Kararlı duruşunuz, kitleselliğiniz ve asla asla bir boşluk tanımadan her yerde varoluşunuz çok kıymetli. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum, mücadeleniz mutlaka başarıyla taçlanacaktır."
İktidar partisini "transfer düzeni" kurmakla eleştiren Hatimoğulları, "Sadece cebimizdeki para değil, bu ülkede artık irade de transfer ediliyor" diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Fonlarda para transfer edilebiliyor, ekonomide krizin yükü halka transfer ediliyor. Ankara'da 2 Nolu Baro Başkanı'nın demeçlerinden de yepyeni bir şey öğrendik. Bu 2 Nolu Baro Başkanı'nın kendi ağzından söylediği sözler. Diyor ki, 'Sağ olsun bakanlık bize ayrıcalık tanıyor, 70 üyemizi hakim, savcı yaptık' diyor. Alın size fon gibi patlayan bir diğer skandal. Yargıda yargıç transferi yapılıyor, bu da bu ülkenin utanç vesikasıdır. Yurttaş kime ve neye güvenecek? Meclis'te milletvekili transfer ediliyor, yetmiyor belediyelerde belediye başkanları da transfer ediliyor. Bu ülkenin tarihinde seçmen iradesi hiç bu kadar ucuza harcanmadı, halka hiç bu kadar saygısızlık yapılmamıştı. Yıllarca kayyum atadılar, atayamadıkları yerlerde şimdi başkanı kendi kendine kayyum yapıyorlar. Evet, parti değiştiren belediye başkanı kendi kendisinin ve ona oy verenin kayyumudur."
Belediye başkanları ile milletvekili transferlerine son verilmesi amacıyla üç somut çağrıda bulunan Hatimoğulları, şu talepleri dile getirdi:
"Birincisi; gelin siyasi transferleri, etik ve hukuki sınırlar içerisinde sınırlandıracak açık bir yasal düzenleme yapalım. Bunu engelleyelim. Bu şekilde partiye transferlik ve irade baskının önüne geçelim. Açık şekilde öneriyoruz, her kim ki partisinden istifa ediyorsa, partisinin listesinden kazandığı milletvekilliğinden de belediye başkanlığından da belediye eş başkanlığından da meclis üyeliğinden de düşürülmelidir. 86 milyonun vurgunsuz bir Türkiye'ye ihtiyacı var. Büyük ekonomik suçlar ve yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak, bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkeme ihdas edelim. Üçüncüsü; siyasetle ticaretin arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek siyasi, etik kanunu çıkaralım. Söylediğimiz şey çok açık ve çok net: Türkiye böyle yönetilemez. Yönetilemiyor da. Halkın oyunun da, emeğinin de soysuz bırakılmadığı, hesabının sorulduğu, halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzen elbette ki mümkündür."
Örgütün hareket yönetiminin 8 Ekim'de Türkiye içindeki ve yakın bölgelerde bölge isimleri vererek çekildiğini açıkladığını belirten Hatimoğulları, "Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vadilere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulunarak 'Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok' dedi. Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor" dedi.
Toplumun tüm kesimlerinin bu süreçte somut adımlar görmeyi beklediğini vurgulayan Hatimoğulları, "Biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Takip, 'Koordinasyon ve Uygulama Kurulu'na bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli. Sayın Öcalan'ın koordinatörü olacağı 'Barış ve Siyasallaşma Kurulu' acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin 'Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır' ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri barış ve siyasallaşma kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı'ya selam ve sevgilerimi iletiyorum" diye konuştu.
Süreç kapsamında gündeme gelen Meclis İzleme Kurulu’nun henüz kurulmadığına dikkat çeken Hatimoğulları, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:
"Ne bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın Numan Kurtulmuş'un Meclis'te temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tanıklıkları ve süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır. Sayın Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında kurulan 'Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kurulu'yla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul sürecin ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli. Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın bu konuda Türkiye'de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı."
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın "Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok" sözlerini hatırlatarak "Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor. Sayın Öcalan'ın koordinatörü olacağı 'Barış ve Siyasallaşma Kurulu' acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin 'Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır' ifadesi önemli. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır" dedi.
Partisinin Meclis'teki grup toplantısında Türkiye ve dünya gündemine ilişkin konuşan Hatimoğulları, Türkiye'nin kendi içinde barışı büyütmeye çalıştığı bir süreçte, Rojava bölgesindeki çatışmalarda asker gönderme çalışmaları ve tartışmalarının başladığına dikkat çekti.
Bölgesel gelişmelere ve Meclis gündemine değinen Hatimoğulları, "Çatışma yeni çatışmaları doğurur. Müzakere ise barışı inşa eder. Öte yandan Mekke Anlaşması ile ilgili Meclis'te henüz bir tartışma olmamış, henüz Meclis komisyonuna gelmemiş, henüz Genel Kurul'dur bunun kararı çıkmamış. Bunun hukuki zemini henüz oluşmamış ve bu anlaşma gerekçe gösterilerek birçok kesimden şimdi Suudi Arabistan’a Türkiye’den asker gönderme konuşuluyor. Türkiye bölgeye asker ve çatışma değil, diplomasi ve müzakere ihraç etmeli. İnsanlığı kurtaracak şey daha fazla çatışma değil, daha çok müzakere, daha çok taraflarla görüşme, Yemen ve Suudi Arabistan’la büyük ve ciddi bir mesai tüketme ve onları barış masasına oturtacak bir düzlemin oluşması için Türkiye çalışmalı ve çabalamalıdır" diye konuştu.
Son günlerde Suudi Arabistan’a yönelik gerçekleşen saldırıların çok sayıda can kaybı ve yaralanmaya neden olduğunu belirten Hatimoğulları, şu ifadelere yer verdi:
"Çok sayıda Suudi Arabistanlı insan yaşamını kaybetti, çok sayıda yaralı var. Aynı şekilde yine Suudi kesiminden Yemen’e dönük gerçekleşen çok ciddi saldırılar var. Orada da çok büyük can kayıpları ve yaralılar var. Ben burada hem Yemen halkına hem de Suudi Arabistan’da katledilen insanlara burada anıyorum. Siviller katlediliyor, savaşlarda siviller hedeflenmiyor. Bunu kabul etmek mümkün değil ve buradan Yemen halkına ve Suudi Arabistan halkına başsağlığı dileklerimizi ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Karşılıklı saldırılarda en fazla sivil masumlar etkileniyor ve bu saldırılarda bu saldırılarda beden çok büyük, çok ağır. Biz bunu çok iyi bilen bir ülkeyiz ve dolayısıyla burada bizim üstlenmemiz gereken yani Türkiye’nin üstlenmemesi gereken rol o sıra asker taşımak değil, tam tersi biraz önce de ifade ettiğim gibi müzakere ve diyalog sürecinin başlaması için Türkiye ciddi anlamda bir aracı olmalı. Bu saldırılar Orta Doğu’da dinmeyen çalışmalara yeni bir halka eklemektedir. Taraflara saldırılara son verme çağrısı yapıyoruz ve uluslararası toplumu çatışmasızlık ve barış için daha güçlü çabalar vermeye davet ediyoruz."
HANGİ İKTİDAR YETKİLİSİ FON ŞİRKETLERİNİN SAHİPLERİYLE İLİŞKİLİYDİ?
"Fon krizi"ni yüzyılın vurgunu olarak nitelendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, "Elbette ki bu kadar büyük bir vurgun çok konuşulması gereken ve çok güçlü tavır alınması gereken bir durum. SPK 2025’in son çeyreğinde bu riski görüyor. Koma 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesi’nin önüne geliyor. Dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından MSCI arorca uyarıyor. Buna rağmen önlemler alınmıyor ve 450 bine yakın insan doğrudan bu fondan mağdur, dolaylı olarak da bu fonun yarattığı krizden dolayı milyonlarca Türkiye yurttaşımız mağdur durumda" dedi.
Bir emeklinin bankaya kredi başvurusunda bulunduğunda tabi tutulduğu incelemelere işaret eden Hatimoğulları, "Küçücük bir kredi için birçok incelemeden geçiyorsunuz ama 20 milyar dolarlık vurgunu tiyatro izler gibi izlediler. Tiyatro izler gibi izlediler. İktisada sorumuz şu, riskler biliniyor, ekonomi yönetiminin masasına kadar gelmiş ve zamanında önlenmemiş. Neden? Neden bile ve isteye bu fon krizi bağıra bağıra gelirken önlenmemiş? Bu vurgun içeriden bilgi almadan, biri göz yummadan bu kadar büyük ölçekte olamaz. Kim kime ne söyledi? Kim hangi bilgiyi önceden paylaştı? Kim kazanırken kim kaybetti? Kamu otoritesi neyi biliyordu? Hangi iktidar yetkilisi fon şirketlerinin sahipleriyle ilişkiliydi" diye sordu.
Yaşanan tablodan tamamen iktidarın sorumlu olduğunu ifade eden Hatimoğulları, "İktidar ne yapıyor? Vurgunda adı geçen isimler için lekelenmeme hakkından bahsediyorlar. Masumiyet karinesinden bahsediyorlar. Kesinlikle sorgulanmamış, sonuçlanmamış, her dosya, her dosyada yargılanan kişi kim olursa olsun masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına sahiptir. Ama bu sadece iktidar yanlılarına değil, sadece fon vurguncuları kendilerine yakın diye bunları söyleyemezler. Bu bütün Türkiye yurttaşları için eşit şekilde böyle görülmelidir. Ey temsilciler, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı sadece sizin için değil, herkes için geçerli olmalı" şeklinde konuştu.
Hatimoğulları, AKP'nin çözüm gerekçesiyle Meclis'e dokuz maddelik bir kanun teklifi sunduğunu hatırlatarak, DEM Parti'nin söz konusu kanun teklifine ilişkin hazırladığı yedi temel öneriyi şu sözlerle açıkladı:
"Birincisi, fon vurgununun tek bir lira maliyeti halka ödetilmemeli. Bununla birlikte kanun teklifine güvence konulmalı. İkincisi, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdıkları paraları geri getirilmeli, tamamının mal ve varlıkları dondurulmalı. Teklifteki 'para bulunursa ödeme yapılır' mantığı bu mağduriyeti büyütür. Üçüncüsü, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan tüm mağduriyetler giderilmeli. 1 milyona kadar zarar görenler sınırlaması keyfi bir sınırlamadır. İktidar bu vurgunla ortaya çıkan sorunu çözmek değil, yönetmek istiyor. Yurttaşın mağduriyetini gidermek hepimizin boynunun borcu. Biz muhalefet olarak bunu dile getirmekle sorumluyuz. Bunun muhalefetini yapmakla sorumluyuz. İktidar da bunun gerekliliklerini yerine getirmek iktidarın boynunun borcudur. Dördüncüsü, ödeme tarihi belirsizliğe bırakılamaz. Açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli. Beşincisi, sorumluluk sadece şirket yöneticilerine bırakılamaz. Meclis'te komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı, kamunun gördüğü zarar ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler birinci dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı. Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruf yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları şeffaflık halkı korur. Yedincisi, sermaye piyasası kurulu iktidarın değil, halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları meclise sunulmalı. Çünkü bu vurgun sadece şirketlerinin değil, göz yuman denetim düzeninin sonucudur."
ÜLKEDE VURGUN YAPMAK SERBEST AMA HABERİNİ YAPMAK SUÇ
Yargı süreçleri ile gazetecilere yönelik baskıları eleştiren Hatimoğulları, "Bu ülkede vurgun vurgunu yapmak serbest, bunun haberini yapmak suç. Vurgunda adı geçen eski bakan adliyeye geliyorsa ifade verecek, kraliçeler gibi karşılanıyor" dedi.
Konuşmasını sürdüren Hatimoğulları, "Burada rakamları telaffuz ederken rakamlar o kadar büyük ki, biz şaşırıyoruz. Televizyonda izliyorum, ekonomistler dahi rakamları telaffuz ederken şaşırıyor. Ama burada milyarlarca parayı yurt dışında kaçıranlar da yurt dışında krallar gibi yaşıyor. Fakat bunu habere taşıyan gazetecilerin şimdi bir kısmı hapishanede, bir kısmı ev hapsi almış durumda. Bu ülkede vurgun yapmak serbest, ama bunun haberini yapmak suç" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de yurttaşların çalışmasına rağmen yoksulluktan kurtulamadığını belirten Hatimoğulları, sahadaki ekonomik tabloya işaret ederek şunları söyledi:
"Bakın geçtiğimiz günlerde Urfa'da çiftçi üretemiyor, geçinemiyor, satamıyor, zarar ediyor. Urfa'da traktörlerle işçiler protestolarını gerçekleştirdi. Aynı şekilde Manisa Akhisar'da zeytin toplayıcıları ve üreticileri isyanda çünkü zeytin geçen senden daha ucuza satılmak isteniyor, oysa maliyeti kaç katladı siz tahmin edin. Protestolarda, 66 yaşında bir emekli geçinemiyor. Zeytin toplamak zorunda kalıyor yani yevmiye ile çalışmaya gitmiş ve 66 yaşındaki bu emekli abimiz hıçkıra hıçkıra ağlayarak gözyaşları içinde geçinemediğini anlatmaya çalışıyor. Ağzından çıkan kelimeleri insan o içindeki buruklukla anlamakta güçlük çekiyor. İşte Türkiye'nin gerçek tablosu bu."
DEM Parti grup toplantısına katılan Birleşik Emekliler Sendikası'nın Karadeniz şubelerinden gelen emeklileri selamlayan Hatimoğulları, bütçe taleplerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"2027 bütçesinde emeklilerin ekonomik ve sosyal hakları yer alsın talebiyle Meclis'e geldiler ve bugün aramızdalar. Ben parti olarak siz değerli emeklilerin emekliye geçim, sağlık, sosyal yaşam güvencesi için ve birlikte adaletli bir bütçe için talebinizin sonuna kadar yanındayız. Ve biz sadece bu talebin yanında olduğumuzu sözlerimizle ifade etmiyoruz. Biz bu talebin mücadelesinde hem parlamentoda, hem alanlarda, meydanlarda siz değerli emeklilerimizle biraradayız, mücadeledeyiz. Kararlı duruşunuz, kitleselliğiniz ve asla asla bir boşluk tanımadan her yerde varoluşunuz çok kıymetli. Ben bir kez daha sizlere hoş geldiniz diyorum, mücadeleniz mutlaka başarıyla taçlanacaktır."
SADECE CEBİMİZDEKİ PARA DEĞİL ARTIK İRADE DE TRANSFER EDİLİYOR
İktidar partisini "transfer düzeni" kurmakla eleştiren Hatimoğulları, "Sadece cebimizdeki para değil, bu ülkede artık irade de transfer ediliyor" diyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Fonlarda para transfer edilebiliyor, ekonomide krizin yükü halka transfer ediliyor. Ankara'da 2 Nolu Baro Başkanı'nın demeçlerinden de yepyeni bir şey öğrendik. Bu 2 Nolu Baro Başkanı'nın kendi ağzından söylediği sözler. Diyor ki, 'Sağ olsun bakanlık bize ayrıcalık tanıyor, 70 üyemizi hakim, savcı yaptık' diyor. Alın size fon gibi patlayan bir diğer skandal. Yargıda yargıç transferi yapılıyor, bu da bu ülkenin utanç vesikasıdır. Yurttaş kime ve neye güvenecek? Meclis'te milletvekili transfer ediliyor, yetmiyor belediyelerde belediye başkanları da transfer ediliyor. Bu ülkenin tarihinde seçmen iradesi hiç bu kadar ucuza harcanmadı, halka hiç bu kadar saygısızlık yapılmamıştı. Yıllarca kayyum atadılar, atayamadıkları yerlerde şimdi başkanı kendi kendine kayyum yapıyorlar. Evet, parti değiştiren belediye başkanı kendi kendisinin ve ona oy verenin kayyumudur."
Belediye başkanları ile milletvekili transferlerine son verilmesi amacıyla üç somut çağrıda bulunan Hatimoğulları, şu talepleri dile getirdi:
"Birincisi; gelin siyasi transferleri, etik ve hukuki sınırlar içerisinde sınırlandıracak açık bir yasal düzenleme yapalım. Bunu engelleyelim. Bu şekilde partiye transferlik ve irade baskının önüne geçelim. Açık şekilde öneriyoruz, her kim ki partisinden istifa ediyorsa, partisinin listesinden kazandığı milletvekilliğinden de belediye başkanlığından da belediye eş başkanlığından da meclis üyeliğinden de düşürülmelidir. 86 milyonun vurgunsuz bir Türkiye'ye ihtiyacı var. Büyük ekonomik suçlar ve yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak, bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkeme ihdas edelim. Üçüncüsü; siyasetle ticaretin arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek siyasi, etik kanunu çıkaralım. Söylediğimiz şey çok açık ve çok net: Türkiye böyle yönetilemez. Yönetilemiyor da. Halkın oyunun da, emeğinin de soysuz bırakılmadığı, hesabının sorulduğu, halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzen elbette ki mümkündür."
MGK TOPLANTI TARİHİ BEKLENMEDEN ALT ZEMİNİN HAZIRLANMASI GEREKİYOR
Örgütün hareket yönetiminin 8 Ekim'de Türkiye içindeki ve yakın bölgelerde bölge isimleri vererek çekildiğini açıkladığını belirten Hatimoğulları, "Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vadilere bırakılamaz. Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulunarak 'Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok' dedi. Bizce de yaşanan bu gelişmeler karşılıklı adımların olağan MGK toplantı tarihini beklemeden alt zemininin hazırlanması gerekiyor" dedi.
Toplumun tüm kesimlerinin bu süreçte somut adımlar görmeyi beklediğini vurgulayan Hatimoğulları, "Biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Takip, 'Koordinasyon ve Uygulama Kurulu'na bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli. Sayın Öcalan'ın koordinatörü olacağı 'Barış ve Siyasallaşma Kurulu' acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli'nin 'Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı'da bulunan kişinin hakkıdır' ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri barış ve siyasallaşma kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşması. Bu nedenle Sayın Öcalan'ın özgür yaşar ve özgür çalışabilir koşulları acilen sağlanmalıdır. Buradan sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı'ya selam ve sevgilerimi iletiyorum" diye konuştu.
Süreç kapsamında gündeme gelen Meclis İzleme Kurulu’nun henüz kurulmadığına dikkat çeken Hatimoğulları, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:
"Ne bekliyoruz peki biz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın Numan Kurtulmuş'un Meclis'te temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisinin de yaptığı açıklamalara göre böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tanıklıkları ve süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması son derece bu kurulu işlevli kılacaktır. Sayın Cevdet Yılmaz'ın başkanlığında kurulan 'Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kurulu'yla birlikte bu kurulun bilgilendirme ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun raporunun 6. ve 7. maddeleri demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul sürecin ve Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli. Kurul herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütleri, demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın bu konuda Türkiye'de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olmak gibi bir talepleri var ve bu talep dikkate alınmalı."